ENFLASYON DEFLASYON

ENFLASYON VE DEFLASYON

 

Öğrencilerimin önemli bir kısmının enflasyon ve deflasyon konularını ancak gazetelerde okudukları kadar bildiklerini farkedince konuyu fazla matematiğe boğulmadan basit bir anlatımla netleştirmek istedim.

 

Enflasyon veya deflasyon ekonomideki mevcut mal ve hizmet miktarına kıyasla dolaşımdaki para miktarıyla (para arzıyla) ilişkilidir. Para arzı, belirli bir anda ekonomide mal ve hizmetler için harcanabilecek paranın tamamıdır. Genellikle M1 olarak tanımlanan para arzı, dolaşımdaki nakit para ve istendiği an nakte döndürülebilecek çek hesabı mevduatlarından oluşur[1].

 

Para arzı seviyesinin mevcut mal ve hizmetin gerektirdiği kadar olması fiyatların istikrarlı seyri için son derece önemlidir. Fiyatların istikrarlı seyri için para arzındaki genişlemenin yurt içi hasılanın büyüdüğü oranın çok üzerinde veya çok altında olmaması gerekir. Para arzının yurt içi hasıladan daha hızlı büyüdüğü hallerde, örneğin yurt içi hasılanın büyüme oranını aşan miktarda para basılması halinde, paraya boğulacak ekonomide toplumun yasal para birimine ve genel ekonomiye olan güveni sarsılacaktır.

 

Bir para biriminin değeri, ekonomideki mal ve hizmet arzına kıyasla, tedavüldeki para arzının seviyesine bağlıdır. Para arzı, piyasada üretilen mevcut mal ve hizmet miktarını aştığında, doğal olarak aynı miktarda mal veya hizmeti satın almak için daha fazla para gerekecektir. Çok paranın nisbeten az mal ve hizmeti kovaladığı bu durum fiyat artışlarına veya paranın satın alma gücünün düşmesine, diğer bir deyişle enflasyona sebep olacaktır.

 

Enflasyon sadece parasal bir oluşum değildir. Örneğin, havayolları müşterilerinin uçtuklan mille ödüllendirilme kampanyaları da (sık uçan yolcu programları) enflasyonist sorunlarla karşı karşıyadır.

 

Son yıllarda havayolu pazarlamacılarının, müşterileri bedava seyahate dönüştürülebilecek uçulmuş millerle ödüllendirmeleri, bir mil enflasyonu ile sonuçlanmıştır. Havayollarının zaman içinde bir sorun haline dönüşmüş mil enflasyonuyla mücadele için birkaç seçeneği vardır. Bunlardan ilki, mil karşılığı verilebilecek bedava koltuk sayısını arttırmaktır. Eğer müşterilere verilebilecek bedava koltuk adedi (mal arzı) müşterilerin elindeki (yani tedavüldeki) mil sayısında ki artışla orantılı olarak arttırılabilirse, müşterilerin ellerindeki millerin adedi mevcut bedava koltuk adedi ile büyük ölçüde aynı seviyede kalacaktır. Dolayısıyla müşteriler eskiden olduğu gibi bugün de bedava uçuşları aynı seviyede mil kullanarak temin edebileceklerdir. Bu durumun para politikasındaki muadili para arzının (müşterilerin sahip olduğu millerin) yurtiçi hasıla ile (bedava koltuklarla) aynı oranda büyümesi sonucu fiyat istikrarıdır. Bu seçeneğin havayolları için problemi, milleri karşılığı müşterilerin  talebini karşılayacak sayıda bedava bilet verilmesiyle karşılaşılacak zarardır.

Bu ciddi bir zarardan kaçınabilmenin iki yolundan birincisi, her bedava biletin mil cinsinden fiyatını arttırmak veya her milin bilet alma gücünü azaltmaktır. Örneğin evvelce 50,000 mil karşılığında bir bedava bilet verirken, şimdi 100,000 mil karşılığında bir bedava bilet verilir. Birçok havayolunun tercih ettiği bu seçenek klasik enflasyona eşdeğerdir.

 

İkinci yol ise her ay mil karşılığı verilebilecek bedava bilet adedini sınırlamaktır. Bu yol bedava koltukların mil cinsinden fiyatını artırmasa da, bedava biletlere müşterilerin erişimini sınırlar. Bu strateji para politikasında fiyat artışlarına kanun zoruyla sınırlama getirilmesinin veya fiyat kontrol uygulanmasına eşdeğerdir. Görüldüğü üzere, ekonomideki fiyat seviyesinin yükselmesi veya azalması tedavüldeki para arzına bağlıdır. Diğer bir deyişle ekonomideki mal ve hizmet arzı aynı kalırken para arzının genişlemesi fiyat artışlarına, daralması ise fiyat düşüşlerine sebep olur.

 

Para arzı ile fiyat seviyesi ilişkisi ekonomideki paranın dolanım hızından da (velocity of money) etkilenir. İnsanların parayı yastık altında tutma ihtiyaçları arttıkça paranın ekonomideki dolanım hızı azalacak ve para arzı artışı veya azalışının, fiyat seviyesi üzerindeki etkisi azalacaktır.

 

Para arzı artışından kaynaklanan enflasyon hem firmaların hem de tüketicilerin artan fiyatlara uyum sağlamalarını gerektirdiği için, canlarını sıkacaktır. Fiyat artışları ne kadar hızlı olursa, uyum sağlanması o kadar problemli olur. Para arzının artışı sonucu satışlarının arttığını gören firmaların mantıki tepkisi üretim ve fiyatlarını arttırmaktır. Ürün fiyatları arttıkça tüm girdi tedarikçileri de daha yüksek fiyat veya ücret talep edeceklerdir. İşletmeler para arzındaki büyümeden kaynaklanan harcama artışını talep artışı olarak yorumlayacak ve artan talebi iletmesi gereken fiyat artışının ne anlama geldiğini kestirmeleri zorlaşacaktır.

 

Üniversitelerimizde yıllar içinde gözlemlediğimiz not enflasyonu da aynı şekilde yetenekli öğrencileri, işverenlere ve lisans üstü eğitim enstitülerine işaret etmesi gereken mekanizmayı körleştirmektedir. Ders notu enflasyonu, parasal enflasyonda olduğu gibi sadece bilgi iletimini çarpıtmaz, kazançlı ve zararlı öğrenci gurupları da yaratır. Notlarda ki enflasyon olağanüstü yetenekli öğrencilere zarar verirken, vasat öğrencilere fayda sağlar.

 

Parasal enflasyon da az gelirlileri cezalandıran, yüksek gelirlileri ödüllendiren benzer bir durum yaratır.  Enflasyon, değeri artan varlıklara yatırım yapma fırsatı olmayan düşük gelirlilerin elindeki paranın değerini azaltarak alım güçlerini çalar. Enflasyon sonucu değerlenen varlıklara yatırım imkânı olan yüksek gelirlilerse nisbeten kazançlı çıkarlar. Ayrıca aniden gerçekleşen veya öngörülemeyen bir enflasyon oluşumunda değeri düşük bir parayla geri ödemelerini yapacak borçlular kârlı, verdikleri borcun geri tahsilini düşük değerli bir parayla yapacak borç verenler zararlı çıkar.

 

Enflasyonun bir diğer önemli problemi, bir kere başladı mı dizginlenmesinin son derece güç oluşudur. Bu güçlüğün kaynağı, tüketicilerin bir yandan fiyatlar artacak diye satın alımlarını arttırarak enflasyonu daha da körüklemeleri, diğer yandan artan fiyatlar karşısında daha yüksek ücret talep etmeleridir. Esas itibarıyla, enflasyon beklentileri kırılması zor bir döngü yaratır. Örneğin fiyatların %10 artması bekleniyorsa, çalışan kesim hayat standartlarını muhafaza edebilmek için yüzde 10 ücret artışı talep edeceklerdir. Bu artış sebebiyle maliyetleri artan işverenler ise sattıkları ürün veya hizmetlerin fiyatlarına zam yapacak ve bu kısır döngü ciddi bir müdahaleye kadar devam edecektir.

 

Enflasyondan deflasyona geçtiğimizde, bir ekonomide fiyatların sürekli düşmekte olduğu deflasyonun tahribatının, toplumu ekonomiye zarar verecek davranışlara yönlendirdiği için, enflasyondan daha yıkıcı olduğu gözlemlenebilir. Örneğin, deflasyonist bir ortamda fiyatların sürekli düştüğünü gözlemleyen kişi ve şirketler satın aldıklarını daha ucuza temin edebilmek amacıyla, satın alımlarını geciktirince, mallarını satmakta zaten zorlanan satıcıları fiyatlarını daha da düşürmeye teşvik edecek ve yaşanan deflasyonu derinleştirecektir.

 

Deflasyon çeşitli ekonomik sıkıntılara sebep olabilir. Örneğin, deflasyonist bir ortamda, hafif bir ekonomik gerileme kolayca depresyona dönüşebilir. Şöyle ki: genel fiyat seviyelerinde gerçekleşen düşüş, işverenlerin ücretleri düşürmesine yol açar. Kişinin geliri düşerken, genel fiyat seviyesi düşüşünün sonucu, sahip olduğu mal varlıklarının da (mesela evlerinin de) değeri düşer. Kişinin hem geliri hem de sahip olduğu varlıkların değeri düşerken, maalesef ev taksidi gibi borç sorumlukları mevcut seviyelerinde kalacaktır. Hatta düşen fiyatlar dolayısıyla sabit borçlarının reel değeri artar. Sabit borçlarını ödemekte zorlanan kişiler mal varlıklarını panik modunda elden çıkarmaya başlarlar. Düşen varlık fiyatları, reel faizdeki artışlar, zorunlu varlık satışları, para dolanım hızında yaşanan düşüş, azalan özvarlıklar, artan iflaslar ve bütün bunların sonucunda mudilerin bankalara hücum etmesi bankacılık sektörünü yaralar. Giderek artan güvensizlik ortamında bankalar sağlıklı işletmelerin bile kredilerini sınırlayarak, onları zarar etmek ve almış oldukları kredileri ödeme güçlüğüne düşmekle karşı karşıya bırakırlar.

 

Deflasyon, resesyonları otomatik çözümleyen doğal mekanizmaların işleyişine de engel olur. Resesyonlarda firmaların ve hane halklarının kredi iştahları pek fazla değildir. Düşük kredi talebi bankaları kredi faizlerini düşürmeye zorlar. Düşük faiz, normal şartlarda, tüketicileri ev araba gibi yüksek değerli alımlar yapmaya, şirketleri ise işleri büyütmek için ek yatırımlara teşvik eder. Bu alım ve yatırımlar ekonomiyi yeniden sağlığına kavuşturur. Deflasyon, borç almanın gerçek maliyetini (yani reel faiz oranını) arttırdığı için bu doğal tedaviyi etkisiz yapar. Eğer bir banka nominal %1 faizle kredi veriyorsa ve fiyatlar yılda %5 düşüyorsa, gerçek faiz oranı, geri ödenen her liranın satın alma gücü %5 daha fazla olduğu için, %6’dır. Zayıf bir ekonomide bu pahalı bir kredidir. Deflasyonist bir ortamda, bankalar düşen fiyatları hesaba katacak şekilde kredi faizlerini ayarlayabilme imkanına sahip olmadıkları ve sıfırın altında faizle kredi veremeyeceklerinden, ekonomik resesyonlarda, ekonomiyi sağlığına kavuşturacak kadar düşük reel faiz uygulayamazlar.

 

Deflasyonun yarattığı bir başka problem, kapasitesinin altında çalışan bir ekonomiye Merkez bankasının gereken müdahaleyi yapamamasıdır. Normal şartlarda kapasitesinin altında çalışan bir ekonomiyi hareketlendirerek kapasite kullanımını arttırmak için merkez bankası tedavüldeki para arzını yukarı çekerek faiz oranlarını düşürür. Deflasyonist bir ortam, ekonominin tam kapasite kullanımına getirilmesi için merkez bankalarının yapması gereken faiz indirimini sınırlar. Örneğin deflasyonist bir ekonomide fiyat düşüşü yılda %4 ise, nominal faiz oranı sıfır bile olsa, reel faiz oranı %4 olur. Diğer bir deyişle merkez bankası reel faiz oranını yıllık fiyat düşüş oranının altına çekemez.

 

Para arzında artış uzun dönemde kimseyi zenginleştiremese de kısa dönemde ekonomiyi hareketlendirir. Sorumluluk sahibi bir merkez bankası para arzının, enflasyon veya deflasyon yaratmayacak oranda, büyümesini sağlamalıdır. Bir ekonominin başarısı tam tamına doğru fiyat seviyelerini sağlayacak bir merkez bankasının varlığına bağlıdır. Bunu sağlamaksa düşünüldüğünden çok daha güç bir sorundur.



[1] Para arzı M1, M2, M3 olarak üç şekilde hesaplanır: M1 tedavüldeki para artı bankalardaki çek hesabı mevduatı iken, M2 ise M1 ve tasarruf hesaplarındaki mevduatın toplamı ve nihayet M3, M2 artı yüksek tutarlı vadeli mevduat, kurumsal para piyasası fonları, kısa dönemli repo hesapları ve yüksek tutarlı likit varlıklardan oluşur.

 

Düşünce ve Eleştirileriniz?

techstat